IMKB 60.73 / 0,00|$ 1,514 / 0,23| 1,979 / 0,20|Altın 378,7 / -0,03
30 Temmuz 2010 Cuma 10:06
Hülya Koçyiğitle Keyifli Bir Sohbet
13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto
07 Mart 2010 10:26
47 yıl önce Altın Ayı'yı ülkemize kazandıran Susuz Yaz'ın başrol oyuncusu Hülya Koçyiğit ile o ilk heyecanı ve sonrasında hayatında değişenleri konuştuk.

Semih Kaplanoğlu 'Bal' filmiyle Berlin'de Altın Ayı ödülünü alınca, bu ödülü 47 yıl önce almış 'Susuz Yaz' filminde başrol oynayan biri olarak ne hissettiniz?

47 yıl önceye gidip o anı tekrardan yaşadım. Şu an tekrar sinemaseverler, yönetmeni severler, onun ilk iki filmini görenler havaya uçuyorlardır herhalde diye düşünüyorum. Çünkü ben uçmuştum havalara. Uluslararası ilk ödülümüz olması da önemliydi, onun da verdiği büyük bir heyecandı. Ama sinemamız artık oldukça ödül alıyor yurtdışında. Bugün 47 yıl öncesine nazaran daha beklenilen ve doğal olan bir şey gibi geliyor tabii ki...

Siz nasıl bulmuştunuz Kaplanoğlu'nun birçok kişinin sanat filmi diye uzak durduğu üçlemenin ilk iki filmini?

Normal sinema seyircisinin algılaması oldukça güç. Zannediyorum yönetmenin de amacı popülist yaklaşımla hikayesini sevimli hale getirmek ve gişe rekoru kırmak değil, tamamen kendi dünyası ve ifade biçimiyle, nev'i şahsına münhasır diyebileceğimiz bir sinema anlayışıyla yaptığı bir gerçek. Yumurta filmini merak edip izledim. Çok fazla heyecan duyabileceğim bir sinemasal anlatım değildi karşımdaki. Çok fazla heyecana kapılmadım. Çünkü bir filmi izlerkenki beklentiler çok yeni bir sinema dili, farklı bir dünyaya sesleniş gibi bir umut, ışık olması gerekirdi, bu olmadı. Süt'ü görmedim, ama Bal'ı merak ediyorum şimdi. Çok daha özel ve farklı bir film olduğunu düşünüyorum. Ama bu demek değildir ki Semih Kaplanoğlu yönetmen olarak Türk sinemasında kendisini ispat etmemiş bir yönetmendir. Tam tersi etmiştir. Meleğin Düşüşü ve Herkes Kendi Evine filmleri konu ve anlatımı ile beni daha çok etkilemişti.

Peki insanlar neden sanat filmlerine mesafeli yaklaşıyor?

Kendinden bir hikaye, kendi gibi insanlar olarak algılayamayışından kaynaklanıyor. Çünkü Türk insanının bir ritmi, bir meseleyi kavrama ve çözme biçimi var. Bu tarz anlatımlar onu hikayenin genelinden uzaklaştırıyor. Detaylarla anlatılıyor bu tarz şeyler. Biraz da daha rafine, işi çok iyi izleyip takip eden, dünyadaki bütün sanatsal olayları, sanat tarihini takip eden insanlar bu tür filmlerle iletişim kurabiliyorlar. Dünyanın her yerinde bu böyle. Ama sinemaya da sinema dedirten, farklı arayışlar ve farklı dillerden çıkıyor.

47 yıl öncesine dönersek, Susuz Yaz, Altın Ayı ödülünü aldığında dönemin gazeteleri nasıl tepki vermişlerdi?

Türkiye'de festivale gitmeden önce gösterime girmişti ve eleştirmenler iltifatlar yazmışlardı. Bahar isimli tiplemeyle yeni bir yıldız doğduğunu filan yazdılar. Halk tarafından da çok rağbet gördü, çok kez gösterildi. Babamın çok gururlandığı yazılardı. Tiyatro eğitimi görmekteydim, birden kendimi sinemanın içinde buldum.

Babanızın bir tepkisi olmuş muydu sizin sinema filminde oynamanıza?

Bir tedirginlik olmuştu. Çünkü o yıllardaki Yeşilçam Sineması anlayışı çok fazla benimsenmiş, aile formatının dışında idi. Başkaları yapar diye bakılırdı.

'Kötü yola düşmek' gibi bir şey mi yani? (Gülüşmeler)

Bu benim ağırıma gider. Yok öyle değil tabii ki ama belli insanların meşgalesi gibi bakılırdı.

Metin Erksan'ın Susuz Yaz' filmini gizlice festival için kaçıran ortak yapımcı ve rol arkadaşınız Ulvi Doğan'la yaşanan o olay neydi peki?

Filmden on sene sonra olmuştu o olay. Filmin her şeyi Metin Erksan tabii. Çekimler zamanında hatırlıyorum, filmin uluslararası bir festivale götürüleceğinden söz ediliyor, o özen ile çalışılıyordu. Film Metin Bey'e rağmen yurtdışına çıkarıldı. Dönemin sansür kurulunun 'film yurtdışına çıkarılamaz' diye bir sakıncası vardı. Film yurtdışında yönetmeninin ismi değiştirilerek gösterilince bu Metin Bey'in zoruna gitmiş olabilir. Filmin bu üstün başarısından sonra hükümet filme sahip çıktı ve takdir etti. Ben o zamanlar çok küçüktüm zaten. Aradan 15 sene sonra dedikodular gelmeye başladı kulağımıza, 'Hülya Koçyiğit'in seks filmi çıkmış' diye...

Çünkü Susuz Yaz filmine Ulvi Doğan, size benzeyen bir oyuncu kullanarak pornografik parçalar ekledi ve Had My Brother's Wife (Kardeşimin Karısına Sahip Oldum) ismiyle gösterime soktu... Buradan kaynaklandı değil mi?

Nasıl olabilir ki böyle bir şey? Metin Bey, Londra'ya gittiğinde bir sinema afişini görüyor ve Susuz Yaz'ın afişi ama filmin ismi değişik. İçeri girince yıkılıyor.

Siz duyduğunuzda ne hissettiniz?

Ben büsbütün yıkıldım. Çünkü popüler bir yıldız olmuştum, şoke oldum. Artık o kişinin vicdanına ve ahlakına teslim ettik.

Hiç karşılaşmadınız mı Ulvi Doğan'la?
45 yıl sonra Cannes Film Festivali'nde karşılaştık. Fatih Akın "Susuz Yaz'ın negatiflerine ulaştım. İnternet üzerinden Ulvi Doğan'ı buldum." demişti. Amerika'da bir vakıf, elindeki bütçeyi klasik olmuş filmleri yenilemek üzere harcıyormuş. Fatih "Ben de bu vakfın üyesiyim ve ilk Susuz Yaz'ı seçtim, benden önce bu ödülü o aldı. Cannes Film Festivali'nde özel gösterime sizi ve Metin Erksan'ı bekliyorum."dedi. Metin Bey, Ulvi Doğan ile karşılaşmamak için bana 'Sen git' dedi. Filmi bugün çekilmiş kadar keyifle izledim.

Ulvi Doğan'a hiçbir şey söylediniz mi?

Hayır, aradan uzun yıllar geçmiş zaten.

Altın Ayı'yı aldıktan sonra sizin hayatınızda nasıl bir değişiklik oldu?

Çok muazzam bir etkisi oldu ve büyük bir kariyerle sinemaya başladım. 16 yaşındaydım, eğitime devam edip tiyatroya devam etmek istiyordum. Sinema hayalimde yoktu. Metin Erksan benimle ilgili çekim denemelerinden sonra ikna oldu ama tanınmıyordum. Beni tanıtmak için o zaman Ses Mecmuası'nın kapak yıldızı yarışması vardı, beni o yarışmaya soktu. O yarışmada kapak yıldızı seçilen gençleri altı tane filmde oynatmak için sözleşme yapıyorlardı. Benim fotoğraflarımı yarışmaya gönderdi ve o yarışmada ben kazanamadım. Ajda Pekkan kazandı. (Gülüşmeler)

Vay be, güzel hikaye imiş!

Evet, Susuz Yaz'da oynayan bu kız kim diye merak ettiler tabii, teklifler filan geldi. Susuz Yaz'ın galasına babam hasta yatağından kalkıp geldi, 39 yaşında, sportmen ve hiç hasta olmamış birisiydi. Büyük bir mutlulukla izledi filmi ve 'Artık ölsem de gam yemem, gördüm seni, yolun doğru.' dedi. Galadan sonra hastaneye yatırdılar ve bir hafta sonra kaybettik onu. Bir yanda büyük bir mutluluk, bir yanda büyük bir acı. Susuz Yaz büyük geldi, ama benden de çok büyük bir şeyi götürdü. O sırada sinemaya karar verdim.

Ondan sonraki ilk film hangisiydi?

Ayhan Işık ve Vahi Öz ile Şaşkın Baba isimli komedi filmiydi. Tabii Susuz Yaz'dan sonra o ağırlıkta filmlerle karşılaşmak çok zordu. O tarz film yapan çok az insan vardı. Ve arkasından Taşralı Kız diye bir film yaptık. Daha sonra da Ediz Hun ve Türkan Şoray'ın oynadığı 'Genç Kızlar'ı ve öylece devam etti.

Kaç filmde oynamışsınızdır?

197 de olabilir, 200 de...

Eski oyuncularla bugünün oyuncuları arasındaki en büyük fark ne?

Amatörlükle profesyonellik arasındaki fark. Dün 'vatan millet Sakarya' derler ya, ruh olarak amatörlükle yürüyen bir oyunculuk vardı. İlklerin keşfi ve seyirciden görülen büyük bir ilgi vardı. Yönetmenlerin hepsi bir dev, kültür adamıydı. Türkiye sinema nedir, sinema sanatçısı kimdir, insanları nasıl etkiler gibi bütün sorularımızın cevaplarını yönetmenlerimizden öğrenirdik. İmece usulü çalışırdık ve ekip olarak kenetlenirdik. Bugün gençler daha bilinçli ve işlerinin gereğini talep ediyorlar, seçme şansları var. Her dönemde olduğu gibi gel geç hevesler var, ünlü olmak için sinemayı seçenler var. Ama televizyon oyuncular için büyük bir fırsat.

Adnan Menderes'in eşini oynamak gibi bir projeniz vardı. Ona ne oldu?

Aaa, çok istiyorum hâlâ. O senaryo rahmetli Halit Refiğ'in idi. İçimde ukde kaldı, bağımsız şekilde var edemedik. Parayı toparlayamadık, beceremedik, onun için üzgünüm. Başka türlü yaşanmıyor biliyor musunuz? Hayalimden çıkmadı, başımı yastığa koyduğumda düşünüyorum.

Yerli filmlerin son zamanlarda sayıca artışını nasıl buluyorsunuz?

Yeşilçam'a yetişemez tabii. (Gülüşmeler) 300 tane film yapıyorduk senede, Bollywood gibiydik. O dönem bir daha gelir mi bilmiyorum? Sinemaya giden kitlenin de kendi gibileri görmek istediği bir gerçek.

İnsanların Recep İvedik gibi filmlere gitme nedeni bu mu yani?

Şu anda bu sorunun cevabını siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Ama dile getirmekte zorlanıyorum. Sosyal yaşam kolay kolay inkişaf edemiyor, biraz zaman alıyor.

Hülya Koçyiğit koşusu, balerinlikten dolayı yakıştırıldı
Altın Ayı ödülünü alan Bal filminde oynayan genç oyuncu Tülin Özen'e bu ödülü almış birisi olarak bundan sonraki hayatı için ne tavsiye edersiniz?

Otomatikman bir işaret, bir yol, bir vizyon aldığını düşünüyorum. Bundan sonra mesleğine nasıl bakması, işini nasıl saygın ve en üst seviyede tutması gerektiğini hatırlatan bir ödül bu. Bundan sonra ne yapacak diye beklenecek, gözler üzerinde olacak. Türk insanı kendi ile özdeşleştirir ve 'beni temsil etti bu' diye bakacaktır.

Tiyatro içinizde bir ukde olarak kaldı mı?
Birazcık... (Gülüşmeler) Çünkü hiç zaman ayıramadım, o kadar yoğun çalıştım ki!

Sizin balerinlik eğitiminiz de var. 'Hülya Koçyiğit koşusu' tabiri buradan mı çıktı?

Öyle... (Gülüşmeler) Bale sahnede göze en estetik gelen hareketlerin yapılması. O artık ruhunuza işler ki, hep sahnede atlıyorum, koşuyorum zannedersiniz. Bu ilk yıllarda benim balerinliğin etkisinde çok fazla kaldığım yıllar. Normal sokakta koşan bir insan gibi koşmadığım bir gerçek. Zaten o yıllarda filmlerde yavaşlatılmış hareketler modaydı. Onların da etkisiyle 'Hülya Koçyiğit koşusu' yakıştırması oldu.

Zaman